Nasıl sessiz ve nasıl büyülü bir yalnızlıktır o. Kimseler olsun istemezsiniz. Sadece deniz, yağmura gülümseyen bulutlar, ağaçlar, mis gibi toprak ve çeşitli otların kokusuna karışan bir sessizlik ve huzur.
Devamını OkuyunNasıl sessiz ve nasıl büyülü bir yalnızlıktır o. Kimseler olsun istemezsiniz. Sadece deniz, yağmura gülümseyen bulutlar, ağaçlar, mis gibi toprak ve çeşitli otların kokusuna karışan bir sessizlik ve huzur.
Devamını OkuyunVe konuştu. Sesi ne çok yüksekti ne de kısık ama meydanın en arkasına kadar ulaştı. Söyledikleri öyle sözlerdi ki meydanın alışık olmadığı türdendi. Ne övgü vardı içinde ne korku.
Devamını OkuyunResmi tarih vakanüvislerin işidir. Anlattıkları, pembe yalanlarla yüklüdür. Benim için bir anlamı yoktur, resmilerin ve anlatıcılarının. Onların anlattıklarının “tarihi araştırmalarla” kanıtlanmış olmasının da kıymet-i harbiyesi yoktur. Zaman karanlık geçmişin hangi çöplüklerde miadını doldurduğunun sayısız örnekleriyle yüklüdür.
Devamını OkuyunToprak, zaman, buluş. Coğrafya, tarih, vicdan. Bu üç kelimenin ihtişamlı dansı, insanlığın en büyük muammasını oluşturur. Bu muammayı çözmek, varoluşun sırrına ermektir.
Devamını OkuyunÇirkin bir kadınım ben. Yaşlı, her yeri buruşmuş bir kadın. Dayanılması güç. Pasaklı, dağınık. Kimsenin hoşlanmadığı tipten bir kadınım ben. Benim ruhum hastalıklı,zihnim bulanık ve tam olarak tedavimin ne olduğunu bilmiyorum. Anasının rahmine sıkışmış ve orada kalmaktan zevk alan bir kadınım aslında.
Devamını OkuyunYıllar sonra aynı kıyıdayım. Şehrin gürültüsünden uzak, yalnızlığımın ve sonsuz sessizliğin hüküm sürdüğü bir pazar sabahı; yıllar önce son kez bulunduğum Sultanahmet sahiline kendi vicdanımla yüzleşmeye geldim.
Devamını OkuyunKralların anlık kızgınlıklarıyla bir ülke halkının diğerine savaş açması; asker ve sivil kitlesel ölümleri insanlığın karnesine kırık bir not olarak yazdırmıştır.
Devamını OkuyunLacanyen düşünce; insanın parçalı ele alındığı, benlik illüzyonunu ifade eden ve Freud’un benlik anlayışını yeniden kuran bir yapıyı ortaya koymaya çalışır. Lacan, öznenin eksiklik ve bölünmüşlük üzerine kurulduğunu ifade ederek özneyi "Sujet Barré" (Bölünmüş Özne) olarak tanımlar. İnsan öznesi "bütün" olmaya çalışır; benlik illüzyonu da tam buradan gelir.
Devamını OkuyunOrtadoğu coğrafyasında şiddet, salt konjonktürel bir siyasi kriz ya da modern bir istikrarsızlık sorunu değil; kökleri Mezopotamya’nın tozlu tabletlerine ve mitolojik başlangıçlara uzanan bir ontolojik sürekliliktir [13]. Gılgamış’ın baltasından bugünün insansız hava araçlarına uzanan bu uğursuz çizgi, tahakküm iradesinin zaman aşımına uğramayan karakterini belgeler.
Devamını OkuyunTarımla birlikte, insanların sömürü, hakaret ve yok etmesine karşı koyacak bıçağı, silahı, zehri ve kırbacı olmayan hayvanlar, tutsaklaştırılarak acımasızca kullanılmıştır. Bu masum varlıklara zorla çektirilen sabanın, erkeğin eline geçmesiyle birlikte tarım mümkün kılınmıştır. Bu durum önce iş dengelerini değiştirmiş, sonra da kadınla erkek arasındaki rol dağılımını…
Devamını OkuyunAlvin W. Gouldner’in “Batı Sosyolojisinin Yaklaşan Krizi – The Coming Crisis of Western Sociology” adlı eserini çevirirken ve çevirme işi biter bitmez, okuyuculara bu kitabın bende kalan özet izlenim ve yorumunu sunmak istiyorum.
Devamını OkuyunGerçekliğin yerine, çeşitli illüzyonlarla toplumdan koparılan öykü ve romanın içinin boşaltıldığı biçime, dil oyunlarına dayalı anlatıma prim verildiği günümüzde “İç Çekişlerimiz” gündelik hayatın sıkıcı ayrıntılarında boğulduğumuz şu günlerde sıradan insan çığlığını okuyucuyla buluşturuyor.
Devamını OkuyunHiçbirimiz günahsız değiliz. Bu bağlamda Debbie Ford’un da ifade ettiği gibi: “Sadece içinizdeki günahkârlara kendini ifade etme özgürlüğü tanıdığımızda bir aziz olabiliriz.” Aynı cümleyi başka bir yerde okuduğumda da içimde iki ayrı kapı aralanıyor: Biri alıştığım dünyaya, diğeri merak ettiğim dünyaya açılıyor.
Devamını OkuyunSeksenli yıllardan, darbenin açtığı yaralardan doksanlara geliyoruz. Türkiye siyasal tarihinin en çok “kaybedilenlerin, infazların” olduğu yıllardır. Köyler yakıldı, insanlar yerlerinden edildi, faili meçhuller, satırlar, Beyaz Toroslar ve yapılan her şeye “terörle mücadele” denilen o karanlık ve korku dolu yıllar.
Devamını OkuyunNe korkunç bir akşamdı.Öncesinde ve sonrasında daha pek çok böyle anısı vardı. Ama onun korkmaya veya telaşlanmaya hakkı yoktu. Yoksa aynı sıkıntıları kızı da yaşardı.
Devamını OkuyunHer damla, başka bir anıya acıyla dokunup kaçıyordu sanki. O zamanlar sokaklar nasıl da güzeldi…
Devamını OkuyunIslanan saçları yüzüne yapışmıştı ve su damlaları düşen bir paltosu vardı üzerinde. Hayatta yaşadığı zorluklar onu bu hâle getirmişti. Bankta otururken çaresizliğini, ne yapabileceğini düşünüyordu.
Devamını OkuyunAnnemin: “Leylek benim neden kuşum, yazın gelir kışın gider?” tümcesi leylekleri merak etmeme ve bu merakımı gidermek için onları sürekli izlememe neden oldu. Yuvalarını, sabır, çaba, coşku ve özenle örerler; yolculuk zamanı gelince de güneşi izleyerek rotalarını çizerlerdi.
Devamını OkuyunBu şiir Gülten Akın’ın 1980’li yıllarda ilk kez yayımladığı iki kitabından biri olan 42 Günün Şiirleri kitabından. Kitabın 1. baskısı 1986’da yapılmış. Alan Yayıncılık’tan. Öbür kitap 1983 baskılı İlahiler’dir .
Devamını OkuyunBeceremediğimden olsa gerek, mutlu olmayı dilemeyi de bıraktım bir süredir. Onun yerine memnuniyetten bahsedebilirim ama. Nasılsın diye soruyorum kendime, iyiyim diyemiyorum.
Devamını OkuyunMiskinler yine Miraç Bey’in peşindeydi. Birinin adı Avrupalı İbrahim’di. Sonradan çok sefalete düştü, ne üzerindeki takım elbisesi ne de Avrupalılığı kaldı. Gün geçtikçe yağdan parlayan takım elbisesi gibi Avrupalılığı da soldu gitti.
Devamını OkuyunKanatdaşları cam tavanın üzerinde geziniyor. Onlar da tedirgin ve telaşlılar, kanatlarındaki tüylerin ürperdiğini görüyorum. Dokuz tane güvercin, camın üzerinde dönüp duruyor.
Devamını OkuyunSabah işine vaktinde varabilmesi için çok erken saatte uyanmalıydı. Oysa geceyi oldukça geç bir saatte sonlandırmıştı. Yatağa girmeden önce yapmak zorunda olduğu onca şeyin, onu nasıl da esir aldığını düşünürken sızıvermişti üstelik
Devamını Okuyun"Saçma" dedi savruk bir şekilde. Kollarını açtı yağmur damlalarını kucaklar gibi. Bir sevgiliye sarılır misali.
Devamını OkuyunBir süredir şu an bulunduğun noktaya nasıl geldiğim üzerine düşünüyorum. Yaşam benim için bir yolculuk; en azından ben öyle görüyorum. Bu yüzden onu hep bir ırmağa benzetirim. Denize kavuşmak isteyen bir nehir misali durmadan ilerliyorum.
Devamını OkuyunEvet, sonunda anahtar elimde, 15 gün süreyle tek başına kalacağım bu yazıevinde kendimi tamamen yazmaya adayacağım bir ortamdaydım. Yurt içinde ve dışında yazarların konuk edilmesi uygulamasının pek çok artısı var.
Devamını OkuyunBir insan neden yurtsuz kalır? Yurtsuzluk köksüzlüktür. Yurtsuzluk yetim kalmaktır bence. Yurtsuzluk yabancılaşmaktır. Bu gezegende üç yüz milyondan çok insan yetim… Gözlerini açtıkları anne kucağından uzaklara savrulmuşlar istekleri, rızaları dışında.
Devamını OkuyunTufan Taştan’ın ilk uzun metraj filmi Sen Ben Lenin (2021), Lenin heykelinin Karadeniz kıyısına vurmasıyla başlayan sıra dışı hikâyesiyle kara mizah, polisiye ve politik taşlamayı bir araya getiriyor.
Devamını OkuyunGilbert ve Gubar'ın "Çatı Katındaki Çatlak Kadın" kitabı, kadın yazarların 19. yüzyıldaki edebi tahayyülünü ele alarak, edebiyat tarihini feminist bir bakış açısıyla yeniden yorumlamayı amaçlar. Bu eser, edebiyat evinin çatı katına kapatılan kadınları keşfederek, kadınların edebi alanda maruz kaldıkları baskıları ve bu baskılara karşı direnişlerini ortaya koyar.
Devamını OkuyunAmerika'da yaşanan Filistin protestoları, özellikle son yıllarda Filistin halkının yaşadığı zorluklara uluslararası düzlemde dikkat çekmek ve geniş çapta Filistin halkına en azından "vicdan" bağlamında destek sağlamak amacıyla düzenlenirken bu protestolar, özellikle üniversite kampüslerinde genç aktivistler arasında popülerlleşerek Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerine karşı farkındalık yaratmayı hayli hayli başarabildi.
Devamını OkuyunŞiddetli gök gürültüsü hepimizi istemsizce kendine baktırıyor. Ardından gelen uzun atımlı şimşek parıltıları gecenin ıslak geçeceğinin işareti. Yağmur damlaları ile kar kristallerinin kavgasını izliyoruz havada. Kâh kristaller kazanıyor, kâh damlalar ama mevsimin erkenliği kar kristallerinde güç kaybına neden oluyor.
Devamını OkuyunLudwig van Beethoven 1803’de son notasını koyup bitirdiği, o güne kadar kırk dakikaya ulaşan bir hayli uzun sonata alışık olunmadığından epeyi yadırganmış, keman ve piyano için yazdığı eserini dönemin en iyi keman virtüözü, Fransız müzisyen, orkestra maestrosu Rodolpho Kreutzer’e ithaf etti.
Devamını OkuyunSağlık, başarı, bilinç, güven, gelecek, para gibi günümüzde çokça kullanılan sözcüklerin içeriği, egemenlerce, hesaplı ve bilinçli olarak boşaltılmıştır. Sağlık; güzel olmak ve genç olmakla eşdeğer tutulmaktadır.
Devamını OkuyunTürker Ayyıldız, Vapurlara Küsmek yapıtıyla 2011’de Orhan Kemal Öykü Ödülü’ne layık görülmüş. Ardından gelen bu yapıtındaki (2016) sert öykülerde alttan alta sezilen bir nostalji, bir kırıklık da var. O çıplak, akıcı dil ve anlatım eşliğinde.
Devamını OkuyunÖlüm, aynı zamanda geride kalanları yaşam, yaşamın anlamı ya da anlamsızlığı üzerine düşündür. Bu bağlamda hem edebiyatın hem de felsefenin önemli bir ilgi alanıdır. Bir çok yazar ve şair yapıtlarında ölümü, ölümün, insanın sosyal, bedensel ve tinsel yaşamına yaptığı etkilerini işlemişler, “ölümsüz” eserler bırakmışlardır.
Devamını OkuyunLâmiî Çelebi, eserinde önce padişahı över, sonra da Bursa’nın tarihi ve doğal güzelliklerini… 16. Yüzyıl Bursa’sı günümüz Bursa’sından çok farklıdır. Şehrin her tarafı cennet misali çimenli bahçeler, yonca tarlaları ve sebze bahçeleriyle bezenmiştir. “Şehrengiz”i okuduğumuzda anlarız ki Bursa, “yeşil”dir.
Devamını OkuyunBenzer dikkat çeken konuları genelde Abbas Kiarostami’den izlediğimiz insan hikâyeleri gibi bir yapım. Sistemlere kısa devre yaptıran şey genelde bir çocuk bakışı gibi. Fakat bu sefer hikâye Hindistan’dan geliyor. Yönetmenliğini M. Manikandan’ın yaptığı bu filmde; iki yoksul kardeşin sadece yeni açılan bir pizzacı dükkânından iki dilim pizza yiyebilmek için uğraş vermelerini konu alıyor.
Öykü, incelemelerinizi e-posta adresimize ulaştırabilirsiniz. Genel Yayın Yönetmeni: Erinç BÜYÜKAŞIK Sayfa Editörleri: Aylin Yılmazer, Erinç BÜYÜKAŞIK